Türk Hukukunda Adam Çalıştıranın Organizasyon Sorumluluğu

ürk hukukunda adam çalıştıranın sorumluluğu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 66’ıncı maddesi ile düzenlenmektedir. Maddenin üçüncü fıkrası ile düzenlenen adam çalıştıranın çalışma düzenine ilişkin kusursuz sorumluluğu (organizasyon sorumluluğu), sahibi olduğu işletmede çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, işletme faaliyeti dolayısıyla sebep olunan zararın giderilmesi esasına dayanmaktadır.

Roma hukukundan beri hukuk doktrini temel olarak kusur esasına dayalı sorumluluk ilkesi kabul edegelmiştir. Ancak bazı durumlarda kusurun ispatlanması yükümlülüğünü zarar gören tarafa yüklenmesinin hakkaniyete uygun olmadığı görülmüştür.

Sanayileşmenin başlamasıyla her zamankinden daha tehlikeli faaliyetler yürütmeye başlayan işletme sahiplerinin, bu faaliyetten kar elde etmelerine rağmen, çalışan ve doğası gereği tehlike arz eden ağır sanayi faaliyetlerinin neden olduğu vermiş olduğu zararlardan sorumlu olmamaları sosyal ve ekonomik şartlar neticesinde yarar ve zarar dengesi bağlamında açıklanamamıştır. Bunun bir sonucu olarak hukuk doktrini sorumluluk hukukunda kusurun aranmamasına yönelik teorilerin uygulanması gerektiğini savunmaya başlamıştır.

Sorumluluğu tamamıyla kusur esasına dayandıran salt kapitalizmin, yavaş yavaş toplum çıkarlarının da göz önüne alındığı sosyal devlet ilkesine evrilmesiyle birlikte kusurun aranmadığı sorumluluk kanun koyucular tarafından da kanunlara eklenmiştir.

Adam çalıştıranın sorumluluğu 818 sayılı Eski Türk Borçlar Kanunu (“eBK”) kapsamında da düzenlenmekteydi. Ancak eBK döneminde adam çalıştıranın sorumluluktan kurtulması için çalışanı seçmede, ona talimat vermede ve onu denetlemede özen gösterdiğini kanıtlaması yeterli görülmekteydi. Her ne kadar kanun, işverenin zararın doğmaması için hal ve şartların gerektirdiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu ispatlaması halinde sorumluluktan kurtulacağını ifade etse de mahkemeler bu hususu dar yorumlamakta ve genel itibariyle işverenin bu üç hususu ispatlaması ile sorumluluktan kurtulduğu yönünde karar vermekteydiler.

Yeni tarihli TBK’nın 66’ncı maddesi ile işverenin işletme faaliyetlerinden kaynaklanan zarardan sorumlu olmaması yukarıdaki hususlara ek olarak işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispatla da yükümlü kılınmaktadır. Doktrinde adam çalıştıranın organizasyon sorumluluğu olarak da ifade edilen husus, organizasyon kusurundan kaynaklanan, öngörülebilir ve engellenebilir bir zararın sorumluluğuna ilişkindir. Madde ile ispat yükümlülüğü işverene yüklenmektedir ve işveren zararın iş organizasyonunundan ötürü kaynaklanmadığını ispat ile yükümlü kılınmaktadır.

Belirtmek gerekir ki TBK’nın 66’ncı maddesinin üçüncü fıkrası ile düzenlenen bu husus, sadece işletme kusurlarından kaynaklanmış olan zararlara ilişkin olup işletmeden kaynaklanan bütün zararları kapsamamaktadır. Buna göre TBK’nın 71’inci maddesi ile düzenlenen “Tehlike Sorumluluğu” ile önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmektedir. Madde bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğunun belirlenmesi halinde tehlike arz ettiğini kabul etmektedir.

Organizasyon Sorumluluğunun Şartları

TBK’nın 66’ıncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sorumluluktan bahsedilebilmesi için öncelikle adam çalıştıran bir işletmenin varlığı gerekmektedir.

Bunun yanında işletmenin çalışma düzeninden (organizasyonundan) kaynaklanan bir zararın meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Madde kapsamında işletme sahibinin sorumluluğunun doğması için konulan son şart ise adam çalıştıranın işletme düzenine ilişkin kurtuluş kanıtı getirememiş olmasıdır.

İşletme Düzenine İlişkin Kurtuluş Kanıtı Kavramı

Yukarıda da bahsedildiği üzere TBK’nın 66’ncı maddesi hükmü adam çalıştıranı işletme düzenini özensiz şekilde kurması temeline dayalı olarak sorumlu tutmaktadır.

Doktrin tarafından ağırlıklı olarak savunulan görüş uyarınca kanun tarafından düzenlenen bu sorumluluğun geniş yorumlanmaması ve adam çalıştırandan ideal bir işletme düzeni kurması beklenmemesi gerektiği ifade edilmektedir. Buna göre objektif değerlendirmeler sonucunda adam çalıştıran tarafından öngörülmesi gerektiği tespit edilen zararın önlenmesine yönelik almış olduğu tedbirlerin yeterli olduğu savunulmaktadır. Bu görüşü savunanlara göre aksi bir düşünce adam çalıştıranın ekonomik açıdan çok ağır bir yükün altına sokulması anlamına geleceğini ifade etmektedir.

Mahkemeler nezdinde işletme düzenine ilişkin kurtuluş kanıtı işletmenin kuruluşunda ve yönetiminde gerekli izinlerin alınmış olması, işyerindeki çalışma düzeninin 4857 sayılı İş Kanunu ve 6331 sayılı İş Kanunu ve Güvenliği Kanununda yer alan hükümlerin yerine getirilmiş olması, işletme faaliyetlerinin kalite standartlarına uygun olduğunun belgelenmesi, bilirkişi raporları, uzman görüşleri ve tanıklar vasıtasıyla saptanmaya çalışılmaktadır.

Sorularınız için info@guzeloglu.legal adresinden büromuzla irtibat kurabilirsiniz.

Advertisements