Hakem Kararlarına Karşı Kanun Yolu


Abdülkadir Güzeloğlu & Tarık Kurban

Ⅰ. Milletlerarası Tahkim Kanunu Uyarınca Hakem Kararlarına Karşı Kanun Yolu

4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesi, hakem kararlarına karşı başvurulabilecek  tek  yolun  “İptal Davası” açmak olduğunu belirtmektedir.

İptal Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesi iptal davasında yetkili mahkemeyi “iptal davası yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılır” hükmüyle düzenlemektedir.

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesi ise “Bu Kanunda mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde, davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesi; davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkilidir.”hükmü ile görevli ve yetkili mahkemeyi belirtmektedir.

Değinmek gerekir ki, ticari niteliği haiz iptal davaları asliye ticaret mahkemelerinin işbölümüne girmektedir. Bu nedenden ötürü ilgili dava, asliye ticaret mahkemelerinde açılmaktadır.

İptal Davası Açma Süresi

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesi hükmüne göre, hakem kararlarına karşı otuz gün içinde iptal davası açılabilmektedir. Bu süre hakem kararının, düzeltme, yorum veya tamamlama kararının karşı tarafa bildirilmesinden itibaren başlamaktadır.

İptal sebepleri

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A maddesinde sınırlayıcı olarak sayılmıştır.

1. Mahkeme Tarafından Re’sen Dikkate Alınacak İptal Sebepleri

a. Uyuşmazlığın Tahkime Elverişli Olmaması
Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A/2/a  “Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmadığı” tespit edilmesi halinde hakem kararının iptal edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun amaç ve kapsamını düzenleyen 1. maddesinde tahkime elverişli olmayan uyuşmazlıklar belirtilmektedir. Bu madde hükmüne göre, “Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar” ve “iki tarafın iradelerine tâbi olmayan uyuşmazlıklar” tahkime elverişli olmayan uyuşmazlıklar olarak sayılmaktadır.

b. Kararın Kamu Düzenine Aykırı Olması
Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A/2/b maddesi “Kararın kamu düzenine aykırı olduğunun” tespiti halinde hakem kararının iptal edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Burada önemi haiz husus, kamu düzeni kavramından ne anlaşılması gerektiğidir. Türk Kanunları kamu düzeni kavramının tanımını yapmamaktadır. Yargı kararları ve doktrin tanımlarına göre kamu düzeni, Türk toplumunun temel yapısı ve çıkarlarını koruyan, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlükleri, Türk kanunlarının esas prensiplerini, Türk adap ve ahlak anlayışını, toplumun genel çıkarlarını koruyan kuralların bütünüdür. Hakem kararının kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi, hakemlerin doğru karar verip vermediğinin denetlenmesi anlamına gelmemektedir. Zira, kamu düzenine aykırılık kararın yanlışlığı demek değildir. Ancak hakem kararının ihtiva ettiği yanlışlık unsuru kamu düzenine aykırılık ihtiva edecek kadar ağır ise kararın iptali gündeme gelmektedir.

2. İptal Davası Açan Tarafça Kanıtlanması Gereken İptal Sebepleri

a. Taraflardan Birinin Ehliyetsiz Olması veya Tahkim Anlaşmasının Geçersiz olması
Bir uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için tarafların tahkim anlaşması yapmış olmaları gerekmektedir. Buna göre geçerli bir tahkim anlaşmasından bahsedilmek için bu tahkim anlaşmasını imzalayan tarafların gerekli ehliyeti haiz olmaları gerekmektedir.

Tahkim yargılamasında Türk mahkemeleri ehliyet ile ilgili bir hususu Türk hukuku uygulanarak çözümlenmektedir. Tarafların ehliyetli olup olmadıkları hususunda hangi hukukun uygulanacağı meselesi 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun tarafından belirlenmektedir. Bu kanuna göre hak ve fiil ehliyeti kişinin milli hukukuna tabidir.

Tahkim anlaşmasının geçersizliği şekil, irade bozuklukları veya anlaşmanın yetkisiz bir kişi tarafından imzalanmasının hallerinin varlığı halinde ileri sürülebilmektedir.

Tahkim anlaşmasının geçersizliği konusunda uygulanacak hukukta ise tarafların seçmiş oldukları hukuka öncelik tanınmakta, eğer taraflar hukuk seçimi yapmamışlarsa Türk hukuku uygulanmaktadır. Hukuk seçiminin yapılmaması durumunda Türk hukuk kuralları uygulanırken, kanunlar ihtilafı kuralları dikkate alınmamaktadır. Bu husus “Tahkim anlaşması, …hukuk seçimi yoksa Türk hukukuna uygun olduğu takdirde geçerlidir” hükmüyle kanunda belirtilmektedir.

b. Hakem Seçiminin Usule Aykırı Olması
Hakem seçimi yapılırken uygulanması gereken usul, tahkim anlaşmasında belirlenmiş hakem seçimi kurallarına, bu konuda tahkim anlaşmasında belirleme yapılmamış ise Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda öngörülmüş olan kurallara uygun olarak yapılmalıdır.

Milletlerarası Tahkim Kanunu UNCITRAL Model Kanunu’nda olduğu gibi, taraflara hakem sayısını seçme konusunda sebest bırakmıştır. MTA bu konuda uyulması gereken tek kuralın, hakem sayısının tek sayı olarak belirlenmesi olduğunu belirtmiştir.

Milletlerarası Tahkim Kanunu uyarınca taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa izlenmesi gereken usul uyarınca davacının kendi hakemini seçtikten sonra davalıya bu konuda bildirimde bulunması gerekmektedir. Davalı bu bildirimi izleyen 30 gün içinde kendi hakemini belirlemelidir. Davalının hakem seçmemesi durumunda hakem, asliye hukuk mahkemesi tarafından seçilmektedir. Seçilen bu iki hakem daha sonra üçüncü bir hakem seçmektedirler. Üçüncü hakem, başkan olarak görev yapmaktadır. Anlatılan bu usule aykırılık halinde iptal davası açılabilmektedir.

c. Kararın Tahkim Süresi İçinde Verilmemesi
Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 10/B maddesi “Taraflar aksini kararlaştırmadıkça, tek hakemli davalarda hakemin seçildiği, birden çok hakemli davalarda ise hakem kurulunun ilk toplantı tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde hakem veya hakem kurulunca esas hakkında karar verilir” hükmü ile hem tahkim yargılama süresi hem de bu sürenin başlangıç anı belirtilmektedir.

d. Hakemlerin Kendi Yetkilerine İlişkin Kararların Yanlış Olması
Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 7/H maddesi “Hakem veya hakem kurulu, tahkim anlaşmasının mevcut veya geçerli olup olmadığına ilişkin itirazlar da dahil olmak üzere, kendi yetkisi hakkında karar verebilir. Bu karar verilirken, bir sözleşmede yer alan tahkim şartı, sözleşmenin diğer hükümlerinden bağımsız olarak değerlendirilir.” hükmüyle hakemlerin kendi yetkilerine ilişkin kararları verebileceği belirtilmektedir.

Hakemlerin yetkisizliğine ilişkin itirazın, en geç ilk cevap dilekçesinde yapılması gerekmektedir.

Hakemlerin kendi yetkilerine dair vermiş oldukları kararların hukuka aykırılık ihtiva ettiği iddiası iptal davası ile ileri sürülebilmektedir.

e. Hakemlerin Tahkim Anlaşması Dışında Kalan Bir Konuda karar vermeleri veya Yetkilerini Aşmaları ya da İstemin Tamamı Hakkında Karar Vermemeleri
Hakemler ancak tahkim anlaşması ile belirlenmiş olan konularda karar verebilmektedirler. Hakemlerin yetkisiz olarak verdikleri karar, kendi yetkilerine giren bölümden ayrılabildiği ölçüde iptal davasına konu olabilmektedir.

Hakemler iki tarafın talep ve iddialarından her birini incelemek suretiyle hükme bağlamaktadırlar. Bir tarafın talep etmiş olmasına rağmen, talep edilen konunun hükme bağlanmamış olması hakem kararının iptaline sebep olabilmektedir.

f. Tahkim Yargılamasının Usule Aykırı Olması
Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A/1/f maddesi “Tahkim yargılamasının, usul açısından tarafların anlaşmalarına veya bu yönde bir anlaşma bulunmaması halinde, bu Kanun hükümlerine uygun olarak yürütülmediğini ve bu durumun kararın esasına etkili olduğunun” ispat edilmesi halinde hakem kararının iptal edilebileceğini belirtmektedir.Buna göre hakem kararının yargılama usulüne aykırılık sebebiyle iptal edilebilmesi için iki şart gerekmektedir.

i. Tahkimin usule uygulanması gereken kurallara göre yürütülmemesi
ii. Usule aykırılığın kararın esasına etkili olması

g. Tarafların Eşitliği İlkesinin Gözetilmemesi
Tarafların eşitliği, basitçe tarafların yargılama sonunda verilen karara eşit şekilde etki edebilme, bunun için eşit biçimde iddiada bulunabilme ve karşı tarafın iddialarına karşı savunma yapabilme olarak tanımlanabilmektedir. Bu hususlara riayet edilmeden yapılmış olan tahkim yargılaması iptal davasına konu olabilmektedir.

İptal Davasında Harç

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda hakem kararlarına karşı iptal davası açılması durumunda ödenecek harçla ilgili herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenden ötürü, hakem kararının iptalinde ödenmesi gereken harcın maktu şekilde mi yoksa nispi şekilde mi hesaplanacağı sorunu ortaya çıkmaktadır.

Harçlar Kanunu’nun 3. maddesinde hakem kararlarıyla ilgili “hakem kararlarının infazı lazım geldiğine dair mahkeme başkanı veya hakim tarafından verilen şerhlerden, hakem kararlarının mahiyetine göre, karar ve ilam harcı alınır” hükmüne yer verilmektedir.

Mezkur maddede yabancı hakem kararlarının tenfizi ile ilgili “yabancı hakem kararları ile, kanun gereğince tahkim yolu ile halli mecburi olan davalardan da aynı suretle harç alınır” hükmü yer almaktadır.

Harçlar Kanunu’na göre, konusu belli bir değerle ilgili bulunan uyuşmazlıklarda “esas hakkında karar verilmesi halinde, nispi harç alınacağı” ifade edilmektedir. Hakem kararlarının iptali yargılamasında mahkeme işin esasına girmemekte, sadece iptal sebeplerinin varlığını inceleyecek şekilde yargılama tesis etmektedir.

Sonuç olarak, iptal davasına bakan mahkemede, uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi söz konusu olmayacağı için, maktu harç alınması gerekmektedir.

Buna rağmen uygulamada mahkemelerin, hakem kararlarının iptali davalarında nispi harç alınması yönünde karar vermektedirler.

İptal Davasının Hakem Kararının İcrasına Etkisi

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A maddesi “İptal davasının açılması, kendiliğinden hakem kararının icrasını durdurur” hükmü ile bu hususu düzenlemektedir.

Hakem kararına karşı süresi içerisinde iptal davası açılmaması üzerine, hakem kararının icra edilebilir olduğuna dair belge istenebilmektedir.

Keza, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda tarafların iptal davası açmaktan feragat edebileceklerine hükmedilmektedir. Bu durumda iptal davası süresinin geçmesi beklenmeden hakem kararının icra edilebilir olduğuna ilişkin belge istenebilmektedir.

Hakem kararının icra edilebilir olduğuna ilişkin belge mahkemeden istenmektedir. Bu talep üzerine mahkeme iptal davasının süresinin geçtiği veya iptal davasından feragat edildiği hususlarını incelemektedir. Ayrıca mahkeme bu hususların yanında, “uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmaması” ve “kararın kamu düzenine aykırı olması” durumlarının söz konusu olup olmadığını incelemektedir.

Hakem kararının icra edilebilir olduğuna ilişkin belgenin istenmesi harca tabi değildir.

İptal Davası Açma Hakkından Feragat

Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesi “taraflar, iptal davası açma hakkından kısmen veya tamamen feragat edebilirler” hükmüne yer vererek iptal davası açma hakkından feragat konusunu düzenlemektedir.

İptal davası açma hakkından feragat, tarafların tahkim anlaşmasına koyacakları bir hükümle kararlaştırılabileceği gibi, daha sonraki bir aşamada da gerçekleştirilebilir.

Kanun, feragatin geçerlilik koşullarını açık bir şekilde ve yazılı olarak yapılaması olarak belirlemiştir.

Sadece tek bir tarafın iptal davası açma hakkından feragat edip edemeyeceği hususu kanun tarafından net bir şekilde açıklanmamaktadır. Ancak kanunun lafzı dikkatle incelendiğinde kanun koyucunun, iptal davası açma hakkından feragat edebilen kişileri “taraflar” ifadesiyle belirtmeyi tercih ettiği görülmektedir. Kanunun sistematiği de dikkate alındığında, kanun koyucunun iptal davasından vazgeçme hakkının taraflar arasında eşitsizliğe yol açacak şekilde kullanılmasını kabul ettiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Sonuç olarak tek bir tarafın iptal davası açma hakkından feragat etmesi geçerli bir irade açıklaması olarak sayılmamaktadır.

Tüm bunlarla birlikte, Milletlerarası Tahkim Kanunu’na göre feragat edilmesi mümkün olmayan iptal sebepleri de bulunmaktadır. Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/B maddesinde “İptal davası için öngörülen sürenin geçtiği veya tarafların iptal davası açmaktan feragat ettiği hâllerde, hakem kararının icra edilebilir olduğuna ilişkin belgenin verilmesi sırasında (A) fıkrasının 2 nci bendinin (a) ve (b) alt bent hükümleri mahkemece re’sen dikkate alınır.” hükmüne yer verilmektedir. Bu hüküm uyarınca iptal davasından feragat edilmiş olsa bile, mahkemeden hakem kararının icra edilebilir olduğuna dair belge talep edildiğinde, mahkemenin “Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmadığı” ve “Kararın kamu düzenine aykırı olduğu” incelemesini resen yapmakta ve bunların uygunluğunu tespit ettikten sonra ilgili belgeyi vermektedir.

İptal hakkından feragat, kanun tarafından taraflar açısından da sınırlandırılmaktadır. Buna göre sadece “yerleşim yerleri veya olağan oturma yerleri Türkiye dışında bulunan taraflar” iptal davası hakkından feragat edebilmektedirler.

Bu madde uyarınca merkezi Türkiye’de bulunan bir şirketin, iptal davasından feragat etmesi mümkün gözükmemektedir. Yukarıda açıklandığı üzere iptal hakkından feragat tek taraflı yapılamamaktadır. Bundan ötürü taraflardan birinin, merkezi Türkiye’de bulunan bir şirket yahut mutad meskeni Türkiye olan bir gerçek kişi olduğu durumlarda iptal hakkından feragat sözleşmenin her iki tarafı içinde mümkün olmamaktadır.

Kanun, feragatin kısmen veya tamamen yapılabileceğini belirmektedir.

Ⅱ. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Uyarınca Hakem Kararlarına Karşı Kanun Yolları

Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamına girmeyen hakem kararlarına karşı iptal davası, eğer diğer şartlarda uygunsa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 439. maddesi hükmüne göre açılabilmektedir. HMK’nın 439. maddesinde sayılmış bulunan iptal sebepleri Milletlerarası Tahkim Kanunu ile büyük benzerlikler taşımaktadır. HMK’da da hakem kararlarına karşı sadece iptal davası açılabileceği hükmedilmekte ve iptal sebepleri sınırlayıcı biçimde sayılmaktadır.

HMK’nın 439. maddesi hükmüne göre hakem kararlarının iptali davasında yetkili mahkemenin, tahkim yerindeki mahkeme olduğu belirtilmektedir. HMK’nın 439. maddesinde yer alan iptal sebepleri şunlardır:

a) Tahkim sözleşmesinin taraflarından birinin ehliyetsiz ya da tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğu,
b) Hakem veya hakem kurulunun seçiminde, sözleşmede belirlenen veya bu Kısımda öngörülen usule  uyulmadığı,
c) Kararın, tahkim süresi içinde verilmediği,ç) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya  yetkisiz olduğuna karar verdiği,
d) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği veya talebin tamamı hakkında karar vermediği ya da yetkisini aştığı,
e) Tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu  kısımda yer alan hükümlere uygun olarak yürütülmediği ve bu durumun kararın esasına etkili olduğu,
f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği,
g) Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmadığı,
ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğudur.

Yukarıda sıralanan HMK uyarınca hakem kararlarının iptali sebepleri, Milletlerarası Tahkim Kanunu ile büyük oranda benzerlik taşımaktadır. Bu hususta ikisi arasındaki en büyük fark, HMK uyarınca mahkeme bu sebepleri re’sen incelemekte iken, Milletlerarası Tahkim Kanunu’na göre görülen davalarda mahkeme bu sebepleri re’sen inceleyememekte, bu sebeplerin taraflar tarafından ileri sürülmesi gerekmektedir.

HMK’da dava açma hakkı hakem kararının karşı tarafa tebliği tarihinden itibaren 1 aylık hak düşürücü süre ile sınırlandırılmaktadır. Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda da aynı hak düşürücü süre öngörülmektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca hakem kararlarına karşı iptal davası açılması, kararın icrasını kendiliğinden durdurmamaktadır. Bunun için mahkemeye bu yönde bir talep yöneltilmesi gerekmektedir. Ancak Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesi hükmüne göre iptal davası açılması durumunda hakem kararının icrası durmaktadır.

HMK uyarınca verilmiş olan iptal davalarına karşı kanun yolu açıktır. HMK’nın 439. maddesi uyarınca iptal kararları temyiz kanun yoluna konu edilebilmektedir. Yargıtay, bu yargılamayı kanunda sayılan sınırlı sebepler doğrultusunda yapacaktır.

Advertisements